31 Mart 2007 Cumartesi

aglamak için gözden yas mi akmali


aglamak için gözden yas mi akmali?
dudaklar gülerken, insan aglayamaz mi?
sevmek için güzele mi bakmali?
çirkin bir tende güzel bir ruh, kalbi baglayamaz mi?
hasret; özlenenden uzak mi kalmaktir?
özlenen yakindayken hicran duyulamaz mi?
hirsizlik; para, malmi çalmaktir?
saadet çalmak, hirsizlik olamaz mi?
solmasi için gülü dalindan mi koparmali?
pembe bir gonca iken gül dalinda solmaz mi?
öldürmek için silah, hançer mi olmali?
saçlar bag, gözler silah, gülüs, kursun olamaz mi?

27 Mart 2007 Salı

bugün aşkımdan...senden uzakta geçirdiğim 2. doğum günün.keşke yanında olsaydım diyeceğim.diyemiyorum artık.o kadar çok keşkelerim oldu ki.birde bunu eklemek istemiyorum.yanından geçen herhangi bir adam,yüzünü her zaman görebileceğim bir çaycı olmayı o kadar çok isterdim ki.aslında şu anki durumumu şu çalan şarkı o kadar iyi anlatıyor ki kalbimin ağrısı, aşkım...bu yazıya başlarken hüzünlü değildim.durumum, durumun aklıma gelmeye,gözümün önünde belirmeye başladığında hüzünlü olmamak elde değil.ama her şeye rağmen devam ediyoruz; arada çıkan küslüklere, yanlış anlaşılmalara, kötümserliklere ve tabi ki uzaklığa rağmen..artık seni incitmekten,üzmekten o kadar korkuyorum ki; konuşacak konu, söyleyecek laf bulamıyorum bu korkudan.aldatıyorsun beni dediğin günden beri kadınların yüzlerine bakamıyorum.içimde acaba aldatırmıyım korkusu...aldatmayacağımdan emin olmama rağmen.en sonunda gönderdiğim bu yüzük formülünü buldum.sen takar mısın bilmem ama ben takacağım.çünkü ben sana aitim,bu da benim üzerindeki işaretin.
Allah'ım ne yapıyorum ben yaa.doğum gününde kızı üzüyorum.tamam aşkım,bu söylediklerimin hepsini unut.sadece şunu tut aklında: seni seviyorum.gerçi sen biraz üzüldüğünde bu iki sihirli kelimeyi söylemekten kaçıyorsun ama olsun.beni sen ne kadar üzersen üz bu iki kelime bende sonsuza dek aynı. yüreğimdeki seni, içeri hapseden parmaklıklar.herşeye rağmen... çıkamayacaksın oradan.
Ve son birşey: keşke Allah'ım keşke...




iyi ki doğdun aşkım,
iyi ki varsın,
ve iyi ki o saatte o sitede o odada o masada ve tam karşımdaydın...

SENİ SEVİYORUM...

26 Mart 2007 Pazartesi


şuan saat 01:13.ve ne düşündüğümü, neden düşündüğümü ve neden bu kadar üzüntülü veya melankoli içinde olduğumu tam olarak bilemiyorum.şuan blogda çalan şarkıdan dolayıda olabilir.senin gitmeden önceki soğukluğunda olabilir.belki de telefonumu açmayışındır.
masum bir benzetmeye bu kadar alınmanı beklemiyordum.aslında biraz bekliyordum,demiştim demeyim diye.ne kadar masumda olsa sende bi soğukluk yapacağı belliydi.ama sen ısrar ettin.ne yapabilirdim.aramızdaki her şeyin şeffaf olmasından yanayım biliyorsun,güven ortamı sağlansın diye.zaten başıma ne geldiyse hep bu şeffaflıktan geldi.alınmayacağını düşündüğüm konulardan alınıyorsun.kızın ismi şimdi aklıma gelmiyor,o msndeki kız gibi.beklemiyordum.sınav zamanı iyi geldi yaptıkların :( seni seviyorum diyorum.artık elimden ne geliyorsa göstermek için yapmaya çalışıyorum.ama yinede garipsin,anlayamıyorum.senin duygularının ne kesinlikte, aşkının ne keskinlikte olduğunu bilemiyorum.acaba bu yazıyı yayınlamasam mı.yine üzmek istemiyorum.aslında ortada üzülecek bişey yok senin için.ama ya yine üzerse...

inan bana seni üzdüğümde, üzüldüğünü anladığımda, senden çok daha fazla ben üzülüyorum.


SENİ SEVİYORUM

-------------------------------------------------------------------aşık çocuk

25 Mart 2007 Pazar

Sıkıldım, bunaldım,boşvermişliğimin, yalnızlığımın kıyısından, ve bu
İstanbul dan...
İstanbul’ un sabahı puslu, Akşamı yağmurlu havası karşısında,
Daraldım.
Kanadı kırık kuşlar gibi,Uçamamanın acısıyla kıvranıyorum.
Penceremden havadaki kusları izlerken,Yerde olmaktan bıktım.
Gökyüzündeki yalnızlığı düşündüm,Yeryüzündeki yalnızlığa yeğledim.
Dun akşam yururken yağmur damlaları üzerimden akarken,her damlası,
hislerim alınmışçasına yagıyor,aldırmıyorum ...
Birden kendime geliyorum yüzüme düşen bir damlayla
Ve sonra daral geliyor, daralıyorum, daralıyorsun,
daralıyorlar,daraltıyorlar...
Sen orada, ben burada buluşamamanın huznu içinde düşlüyorum
birbirimizi..
Belki de baharın oynadığı oyundur bu bana deyip soruyorum kendime ...
Hergun, sadece ve sadece,sabah ve akşam devam eden konuşmalar ile
sürdürüyoruz ilişkimizi..

Önemli olan vermektir


Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerlerken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu... Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu:
" Hemen mi öleceğim?.."
Küçük, doktoru yanlış anlamış, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini sanmıştı.

23 Mart 2007 Cuma

Öyle içimdesin ki.....

Öyle içimdesin ki. Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların. Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın. Yani öylesine, o kadar bensin ki. Ah nasıl anlatsam. Boşuna bu çabalarım, doğru kelimeleri aramalarım. Ne kitaplar yazıyor, ne de sözlüklerde karşılığı var. Yalnızca hissediyor insan, yaşıyor. Kelimeler eksik, kelimeler yaralı, kelimeler cılız.
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu. Ben de. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu, diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca?
Gelmeyeceğini bildiği mektup için, posta kutusunu hep aynı heyecanla açar mı? Dedim ya, başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum. Bana sakladım. Derine, hep daha derine.
Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım. Paylaşamadım yanlış yaptım. Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar. Kendimi oradan oraya vurmam. Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim.
Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor. Tutunamıyorum. Renklerim, gün içinde değişiyor. Soluyorum, soğuyorum. Güneş ulaşmıyor içerilerime. Küfleniyorum, yaşlanıyorum. Yalnızlıklar peşimde. Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme. Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum.
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum. Yollar, gitgide uzadı ve karıştı. Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var. Ah onun ne olduğunu biliyorum. Sonu sana geliyor her cümlenin. Her şeyin başında içinde ve sonundasın. Bu değişmiyor. Öyle içimdesin ki. Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün.
Çok mutluydum. Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.
"Yine zamansız yağmurlar" dedim, "Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları" dedim, "Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek, söylemeyecek misin?" dedim. Çok uzun bir mektup oldu. Başından sonuna kadar okudum.
Neler yazmışım diye merakımdan.
Sonra çekmecemden bir zarf çıkarıp, adını yazdım. Büyük harflerle, yalnızca adını. Adresini bilsem gönderir miydim, bilmiyorum.
Mektup cebimde. Cebim yüreğime yakın.
Yüreğim sende. Sen yüreğime yakın.
Öyleyse mektup sende.



Can DÜNDAR

22 Mart 2007 Perşembe

Yüzük Parmağımız...

Yüzük Parmağımız Neden Dördüncü Parmağımızdır...
Baş parmak anne ve babamızı...
İşaret parmağı kardeşlerimizi...
Orta parmak kendimizi...
Dördüncü parmak yani yüzük parmağı eşimizi başka bir deyişle hayatımızın
aşkını temsil ediyor...Peki neden dördüncü parmak seçilmiş?bunu anlamak için
ellerimizle bir test yapmalıyız.Bunu anlamak için ellerimizi testteki gibi
birleştirelim...
Testin kuralı:Ellerimiz bu pozisyondayken,uçları birbirine değen parmakları
sırasıyla birbirinden ayıracağız...
İki parmağı birbirinden ayırırken diğer parmaklar birbirinden asla ayrılmayacak...
Ayrılan parmakları tekrar birleştirip,sonra sıradaki parmakları birbirinden ayıracağız...
Orta parmak kendimizi simgelediği için onları ayırmıyoruz.
Bu şekilde yaptığımız zaman dördüncü parmak olan yüzük parmaklarının birbirinden
ayrılmadığını göreceğiz...

Susuyorum.



Ne keyifle okuduğum şiirler ezberimde, ne de bağıra çağıra söylediğim şarkıların sözleri. Dalgın gözlerle yürüdüğüm caddelerde kayboluyorum.

KAYBOLUYORUM AMA SUSUYORUM

Sonsuz bir inatla sarıldığım radyodan gelen o harika melodilerin de tadı yok? Peki ya o yağmurda iliklerime kadar ıslanmalarımı kim çaldı benden? Bilmiyorum!

BİLMİYORUM AMA SUSUYORUM

Susuyorum artık... Sustukça susuyorum. Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik…


CANIM ACIYOR AMA YİNE SUSUYORUM

Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, şöyle bir uğradığım kelime hazinem de bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep; gibi yazmışım, gibi okumuşum, gibi söylemişim ve en önemlisi; gibi sevmişim...

GİBİ SUSUYORUM

Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz. Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca çaba, neye bunca isyan?

TÜKENİYORUM AMA SUSUYORUM

Öyle anlamsızki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum;


KIYAMET KOPSADA SUSUYORUM


Kalbime bir kurşun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini; Artık basit şeyler bekliyorum yaşamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan....çokmu şey istiyorum olmuyor susmak zorunda bırakılıyorum isyanlarımın en asi noktalarında.........

İÇİM İSYAN EDİYOR AMA SUSUYORUM

İşte yine susuyorum; siyah bir geceye dönüyor her anım ve okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı. İçimdeki çocuk ölüyor... Yalancı gülümseyişlerle beni ciddiyete çağıran insanları da önemsemiyorum. Elimden kayıp gidenlerden korkmadığımı bilmiyor ki hiç biri

HERŞEY GİDİYOR BEN HALA SUSUYORUM


BEN DAHA YAŞARKEN ÖLÜYORUM HER GÜN ERİYORUM KONUŞSAM NEYE YARAR KONUŞSAM YAŞAYABİLECEKMİYİM KONUŞSAM MUTLU OLABİLİCEKMİYİM..............KONUŞSAM SEN BANA GELECEKMİSİN.ASLINDA HERŞEYİ BİLİYORUM...............




APTAL ROLÜ YAPIYORUM VE ÖMÜR BOYU SUSUYORUM

21 Mart 2007 Çarşamba

Serçe ve Göçmen kuşun hikayesi...

İhanetin adı göçmen bir kuşa verilmiş,
Sadakatin adı ise; bir serçeye

Göçmen kuş bütün bahar ve yaz boyunca
Küçük köyün üstünde uçmuş serçeyle beraber

Küçük sinekleri, kurtları yemişler,
Kış yağmurlarıyla şaha kalkmış, derelerden su içmişler.

Masmavi gökyüzünde dans etmişler,
Çiçek açan ağaçlara konup, papatya tarlalarında gezmişler...

Birbirlerine söz vermiş kuşlar;
Ayrılmayacağız diye.

Ama kış gelmiş,
Göçmen kuş adına yakışanı yapmaya kararlıymış,

Serçe ise her zamanki gibi sadık
Ama sevgi de yabana atılmaz bir gerçek.

Ayrılık acı, ihanet kötüymüş serçe için
Yaşamaksa önemli imiş göçmen için.

O, baharların tatlı eğlencesiymiş sadece
Gel demiş serçeye benle beraber...

Başka bir bahara uçalım.
Serçe ise burda bekleyelim demiş yeni baharı

Ama kış acımasızdır. demiş göçmen,
Yaşayamayız burda, aç kalır üşürüz

Serçe hayır demiş korunuruz kötülüklerinden kışın beraber
Göçmen inanmamış serçeye hayır demiş gidelim.


Serçe için gitmek nasıl bir ihanetse yaşadığı yere
Kalmakta aynı şekilde ihanetmiş sevgiliye

Ve karar vermiş sevgiyi seçmiş
Uçacakmış yeni bir bahara...

Göçmen ve serçe çıkmışlar yola,
Ama serçe zayıfmış,
onun kanatları uzun uçuşlar için değil.

Dayanamayacakmış bu yola
Oysa göçmenin kanatları güçlüymüş

Çünkü o hep kaçarmış kışlardan
Hep gidermiş zorluklarından kışın yeni baharlara

Bir fırtına yaklaşıyormuş.
Göçmen hızlı gidiyormuş fırtınadan, yakalanmayacakmış

Ama serçe iyice zayıf kalmış, yavaşlamaya başlamış
Göçmene duralım demiş artık.

Biraz dinlenelim
Göçmen itiraz etmiş, fırtına demiş, ölürüz.

Serçe çok fırtına görmüş, kurtuluruz demiş.
Ama göçmen yürü demiş serçeye
birazdan okyanuslara varacağız

Serçe sevgisine uymuş ve
peşinden son bir gayretle gitmiş göçmenin
Birazdan varmışlar okyanusa

Kurtuluşuymuş bu büyük deniz
Göçmen için çok iyi bilirmiş buraları

Ama serçe ilk kez görüyormuş ve sanki
Gökyüzünden daha büyükmüş bu yeni mavi

Serçe artık dayanamıyormuş,
Son bir sevgi sesiyle seslenmiş göçmene

Artık gidemiyorum.... Göçmen serçeye bakmış,
Bakmış ve devam etmiş........

Okyanus çok büyükmüş, serçe ise çok küçük
Serçenin sevgisi de çok büyükmüş ama göçmen çok küçük...

Mavi sularında okyanusun bir minik SADAKAT ...
Yeni bir baharın koynunda koca bir İHANET...

Al alma türküsü


Al almayı daldan al;
Daldan alma benden al.

Duydum gelin olisin

Dur ben ölem ondan al.


Al almanın dördünü.

Sev igidin merdini.

Seversen bir güzel sev,

Çekme çirkin derdini.


Al alma dilim dilim.

Gel otur, benim gülüm

Ne dedim, neden küsdün?

Lal olsun arsuz dilim.


Al alma, gızıl alma.

İrafa düzül alma.

O yar bize gelende,

Cebine süzül alma.


Alma versem almassın,

Sen almadan galmassın.

Hanki bağın gülüsün,

Zemheride solmassın.


Alma atışan gurban

Atıp tutuşan gurban.

Alem de yol gidiyor,

Senin gidişen gurban


Almadan al olasin

Serviye dal olasin

Bahan yar mı bulunmaz

Ben dedim sen olasin


Almayı daldan aldım

Sevdayı yardan aldım

Sahan gönül vereli

Bir guru cana galdım.


muccccccccckk-aşkımaaaa