30 Nisan 2007 Pazartesi
23 Nisan 2007 Pazartesi
sadece sen ve.. sadece sana
Sana nasıl anlatsam bilmiyorum. Ama bildiğim tek ama tek şey seni delicesine çok sevdiğim. Seninle öyle bütünleştim ki ayrılmak değil kopamıyorum senden. Ne seni bırakabiliyorum; ne de kendimi hiçe sayıyorum. Bunların ikisini de yapamıyorum. Çünkü artık düşünemiyorum. Kafama, benliğime o kadar yerleşmişsin ki; seni oradan çıkartmak olanaksız. Belki kendimi küçük düşürüyorum ama sevgide küçük düşme söz konusu olsa bile seve seve senin için her adımı atarım. Seni o kadar çok sevdim ki artık aşkım senden bile öte. Seni sevdiğimi dağlara, taşlara kısacası her yere; bütün kainata haykırmak istiyorum...Seni Seviyorum!!
Bu kelime topluluklarını defalarca senin için ama yalnız senin için tekrarlayabilirim. Biliyor musun; seni sevdiğimden beri artık çevremdeki her şey gözüme daha güzel daha hoş ve de daha ümit verici gelmeye başladı çünkü onlar bana seni hatırlatıyor...
Dağlar gibi sende içimde çok büyük tutunulması zor bir yerdesin. Tepeler gibi sende içimde ulaşılması zorsun.
Zirveye sadece bir kişi çıkar senin yaşamında; işte o da ben olmak istiyorum zirvede tek ben; BEN VE SEN!
Su gibi berraksın ama içimdekileri de alıp götürüyorsun, yol gibi senin de sonun yok; yani seni sevmenin sonu yok!… Bu böyle nereye kadar sürer bilemem tabi. Bunu ben belirleyemem; ama şunu bil ki seninle ölüme bile varım..!Sensiz geçen bir gün değil bir salise bile düşünemez oldum. Sen benim; benliğim, varlığım, hayatım, geleceğim, çılgınlığım, sevincim, mükemmelim, sevdiceğim kısacası herşeyim herşeyimsin...
Sensiz bir hayatın oksijensiz yaşamdan farkı yoktur. Aldığım nefes içtiğim su yürüdüğüm yol herşeyde sen ve senden izler var.
Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum...Seni seviyorum!!!!
11 Nisan 2007 Çarşamba
çocukken...
Çocukken gelecek o kadar parlak, komşularımız da o kadar canlıydı ki. Biz aşağı mahallede oynarken arkadaşlarımızı sadece yaralardık, öldürmezdik. Yukarı mahallede hayat var mı yok mu sadece duyardık. Herşeyin daha iyi olmasını isterdik ama bazıları sokak lambalarını sapanla kırardı karanlıkta kalalım diye. Sonra iki aracın zor sığdığı yolumuzdan siyah plakalı arabalar geçtiğini farkettik bize el sallayarak, birkaç ay veya yıl sonra farklı görünüşte insanlar. Her çocuğun bir hayali vardı büyüyünce olmak istediği. Kimimiz yaz kurslarına gitti tatilde, kimimiz çıraklığa. O ağır diferansiyellerin civatalarını gevşettik. Kızlarımız evlendi 17sine gelince. Erkeklerden bazıları askere gitti, bazıları üniversiteye. Bazılarımız bunların hiç birini göremedi daha varlığını sorgulayamadan. Evlendik , okul bitip askerliği yapınca ya da iş bulunca.Yıllar geçti hala çocuklar aynı. Hala aynı kara adamlar, hala çocukların hayali var. Parçalanacak, yarıda kalacak yaşamlar hayallerle ve yine umutlarla dolu. 21. yüzyıldayız ama hala kara büyü devam ediyor. Bu bir aşk değil bir kara büyü. Uydurduğumuz yapma ritüeller ve onlara bağlı insanlar. Ne değişecek kara büyü olmazsa. Biraz daha az parçalanmış hayatlar, biraz daha fazla mutlu çocuklar yok olmadan önce.
Yıllar değiştirmedi hiç bir şeyi. Hala sokak lambalarını kıran yaramaz çocuklar yönetiyor bizleri.
8 Nisan 2007 Pazar
Birazdan çoook tatlı bir hikayenin satırları arasında dolaşmaya başlayacaksınız.Bu hikaye çikolatanın,kokao çekirdekleriyle başlayan hikayesi.Ve bir paket çikolata eşliğinde okuduğunuzda size büyük keyif verecek bi hikaye;)...

Ve çikolatanın hikayesi başlıyor...
Hikayemiz tarih öncesinde.Güney Amerikanın bugünkü guyana sınırındaki mağdelena bölgesinde başlıyor.Güney Amerikanın eski sahipleri olan Mayalar bir gün tropik ormanların sıcak ve nemli ikliminde ,kendi kendine hayat bulmuş bir ağaç keşfediyorlar.tahmin edebileceğiniz gibi bu bir kakao ağacı.kavuna benzer meyvelerinin içi badem büyüklüğünde çekirdeklerle doluolan bu mucizevi ağaç,daha sonra Aztekler tarafından yetiştiriliyor.Ve meyvelerinin sakladığı çekirdeklerinden Aztek krallarının vazgeçilmez kutsal içeceği doğuyor.
Derken kolomb,Yeni dünyayı keşfediyor ve kakao çekirdeklerinin kaçınılmaz Avrupa serüveni başlıyor.Kolombun muhteşem keşif yolculuğunun dönüşünde İspanya Kralı veKraliçesine getirdiği değerli hazinelerin,değerli taşların ve mücevherlerin arasında kakao çekirdekleri de yer alıyor.Ve Azteklerin kutsal içeceği bu kez İspanya sarayında,altın kadehler içinde sunulmaya başlanıyor.Tabii bu lezizi içeceğin ,,gün gelipte insanlara sonsuz zevk veren çikolataya dönüşeceğini henüz hiç kimse bilmiyor.Ardından Fransa bu leziz içeceği keşfediyor.Dahaso keşfetmekle kalmıyor,çikolatayı yaratan ve dünyanın pek çok yerinde de yaratılmasına öncülük eden ülke oluyor.Ama mükemmel çikolatanın sırrını keşfetmek,haliyle biraz vakit alıyor.Yani çikolatayı gerçek çikolata üreticisi,kakao yağını ayırıp çıkarmayı başarana dek...
İşte o günden sonra çikolataya emek ve hayat veren kahramanlar her yerde her geçen gün artıyor.Gerçek çikolatanın eşi bulunmaz lezzetiyle tanışıp çikolataya gönül verenler de;).Tabi kakao ağacı diyarlarındaki görünmeyen kahramanları;yani kakao çekirdeklerinin tek tek meyvelerinden çıkartılmasından olgunlaşıp kurumasına kadar geçen uzun ve zorlu süreçte rol oynayanları da anmadan geçmemek gerekiyor...
AŞK ilacı;)Ayrıca çikolata doğal bir aşk ilacıdır.Tryptophan beynin nötroverici-iletici serotonin yapmak için kullandığı kimyasal bir olaydır.Yüksek seviyedeki serotonin aşırı haz duygusu verir. Sonuç:No drugs yes chocalate;)
...THE END...
AŞK VE ÇİKOLATA BAĞIMLISI.

Ve çikolatanın hikayesi başlıyor...
Hikayemiz tarih öncesinde.Güney Amerikanın bugünkü guyana sınırındaki mağdelena bölgesinde başlıyor.Güney Amerikanın eski sahipleri olan Mayalar bir gün tropik ormanların sıcak ve nemli ikliminde ,kendi kendine hayat bulmuş bir ağaç keşfediyorlar.tahmin edebileceğiniz gibi bu bir kakao ağacı.kavuna benzer meyvelerinin içi badem büyüklüğünde çekirdeklerle doluolan bu mucizevi ağaç,daha sonra Aztekler tarafından yetiştiriliyor.Ve meyvelerinin sakladığı çekirdeklerinden Aztek krallarının vazgeçilmez kutsal içeceği doğuyor.
Derken kolomb,Yeni dünyayı keşfediyor ve kakao çekirdeklerinin kaçınılmaz Avrupa serüveni başlıyor.Kolombun muhteşem keşif yolculuğunun dönüşünde İspanya Kralı veKraliçesine getirdiği değerli hazinelerin,değerli taşların ve mücevherlerin arasında kakao çekirdekleri de yer alıyor.Ve Azteklerin kutsal içeceği bu kez İspanya sarayında,altın kadehler içinde sunulmaya başlanıyor.Tabii bu lezizi içeceğin ,,gün gelipte insanlara sonsuz zevk veren çikolataya dönüşeceğini henüz hiç kimse bilmiyor.Ardından Fransa bu leziz içeceği keşfediyor.Dahaso keşfetmekle kalmıyor,çikolatayı yaratan ve dünyanın pek çok yerinde de yaratılmasına öncülük eden ülke oluyor.Ama mükemmel çikolatanın sırrını keşfetmek,haliyle biraz vakit alıyor.Yani çikolatayı gerçek çikolata üreticisi,kakao yağını ayırıp çıkarmayı başarana dek...
İşte o günden sonra çikolataya emek ve hayat veren kahramanlar her yerde her geçen gün artıyor.Gerçek çikolatanın eşi bulunmaz lezzetiyle tanışıp çikolataya gönül verenler de;).Tabi kakao ağacı diyarlarındaki görünmeyen kahramanları;yani kakao çekirdeklerinin tek tek meyvelerinden çıkartılmasından olgunlaşıp kurumasına kadar geçen uzun ve zorlu süreçte rol oynayanları da anmadan geçmemek gerekiyor...
AŞK ilacı;)Ayrıca çikolata doğal bir aşk ilacıdır.Tryptophan beynin nötroverici-iletici serotonin yapmak için kullandığı kimyasal bir olaydır.Yüksek seviyedeki serotonin aşırı haz duygusu verir. Sonuç:No drugs yes chocalate;)
...THE END...AŞK VE ÇİKOLATA BAĞIMLISI.
6 Nisan 2007 Cuma
Herkes çeker gider zora gelince ,bir aşk kalır, mum ışığında yalan gülücükleri ile,benimle...Yeni moda sevgiler;
Anlam veremiyorsun hiç bir şeyine ,bir bakıyorsun biri geçmiş aynada ki silüetin yerine sana seni ve sana olan aşkını anlatıyor,oysa daha bir hafta önce sigara dumanına haps olmuş bir bar köşesinde tanıdın onu,kafası güzeldi,ne dediğini ve en önemlisi kime söylediğini bile bilmiyordu,tek gecelik birşeyle başladı sonra,sonrası ertesi sabah gelişti...
Sen kimsin?
Dün gece beraber mi olduk yani,nasıl yani ya?
Ama dur dur...Anımsıyorum inanılmaz etkileyici bir insansın sen...
Masal başlamıştır artık,ta ki; kişilerden biri alacaklarını sonuna kadar aldığını düşündüğü o gün gelene kadar.
Anlam veremezsin beyninde ki yanma ve uyuşmalara,peri sanarsın,yanılmazsında maskeli bir peridir,şeytani görünümünü en sona saklamıştır, bir başka bar gecesinde,düşeceği bir başka kollara saklamıştır o şeytani maskeyi...
Sen aşk uykusunda o ise haince pusulardadır,sen delice sevme ve evlilik hayellerinde o ise yeni bir gece hayalindedir,yakmıyordur en deli ateşin bile onu,eritmiyordur dokunuşların artık bedenini ve sen bitmişsindir...
Ne söylesen,ne yapsan boşadır artık,geride nafile rutinler ve tükenmez krizler kalmıştır....
Gitme dur, ne olur dur!
Desen de boşadır tüm çaban,o hiç senin olmamıştı aslında,sen sadece onun maskesini satın almıştın sevginle...
O ise sadece bedenini arzulamıştı senin...
Bizler ki ; Okumayan,gelişmeyen,araştırmayan,savaşmayı ,sabretmeyi,emek vermeyi ve çaba göstermeyi unutmuş bir toplumun son neferleriyiz...
Bize aşklar son moda,yürek,adamlık,sevgi,karakter yalan olmuş...
Varsa babanın parası en güzeli,en boyalısı senin,takma kafana al birini,değiştir sonra diğeri ile,arkadaşı da olabilir bu sorun değil,paran var senin...
Takma kafana yeni moda aşklar bunlar,alır alır satar seni en hain geceler de...
Boşuna besleme yüreğini en deli mertlik ile, nasılsa para etmiyor adamlık...
Bırak sevmesinler seni,her seven yeni bir kahpelik satacak sana nasılsa...
Sevgini verme kahpelik satın almak istemiyorsan...
Yüreğini ortaya koyan insanlar yok artık,çünkü bedenler geziniyor ortalıkta şimdilerde...
El değmemiş bekaretleri ve ellenmemiş yeri kalmamış bedenleriyle...
Sevmek zordur,sevmek güzeldir,başkadır,emeklidir,çabalıdır, olmuyor ki sadece "seni seviyorum" demekle olmuyor ki, keşke olsa...
Zor da bitmez sevdalar,zora gelince deli bir boran gibi kükrer gerçek sevgiler....
Herkes çeker gider zora gelince ,bir aşk kalır, mum ışığında yalan gülücükleri ile,benimle...
5 Nisan 2007 Perşembe

EĞER KANATLARIM OLSAYDI
eğer kanatlarım olsaydı...
seni arardım bıkıp usanmadan ....
sana taşırdım bendeki kutsal emanet yüreği ...
dolanmadan dururdum tek sende ....
eğer kanatlarım olsaydı ...
erken kalkardım polen tozlarının arasından ...
tımarsız ağırlaşan başımı her gün yargılamadan ....
daha şimdiden provasını yapardım sana konmanın ...
eğer kanatlarım olsaydı ...
yüreğime gömmezdim şaha kalkan sensizliği ....
göçmen kuşlara sorardım ...
yorulmadan gökyüzünde sana düşmeyi ...
eğer kanatlarım olsaydı ...
silip süpürdüm seni isteyen göz yaşlarımı ...
meleklere sorardım Gülören ...
nasıl uçulur diye öbür dünyaya ...
ümitsizliğimin elleri boğarken boğazımı ...
4 Nisan 2007 Çarşamba
AŞKA AYIP OLUYOR
Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.
Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.
Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının... Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.
Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı... Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.
Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.
Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.
Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!
3 Nisan 2007 Salı
Ah kalbim...
Ne senden gidiyorum,
Ne de sana yürüyorum ah kalbim…
Sensiz çıktığım yollar;
Sana çıkmıyor ah kalbim…
Baktığım pencerelerden süzülüyorum,
Nafile telaşla ömrümü heder ediyorum ah kalbim…
Aynalar bile kar etmiyor yalancı gülüşlerime,
İçimde ne olup bitiyor hepsini Sadece O biliyor.
Sana sönmez ümitler gerek ah kalbim…
Pörsümez sevinçler, diri hayaller…
Bir sevgili koyabilsem içine senin
Ama o ki; O’nunda en çok sevdiği olsun
Herhangi bir kalp değilsin,
Biliyorum ,elbet buraya ait değilsin…
Çok korkuyorum hemde çok ya birgün;
Sende sıradan bir kalp olursun diye ah kalbim…
Hala çocuksun, hala küçüksün ah kalbim...
Atlıkarıncaya sevdalısın ama binince de inmeye razısın
Ne üzerindesin, ne seyrindesin hep gözyaşlarıyla dolusun
Çocuklar gibisin ah kalbim…
Senin titreşmediğin yerde hükmü yok kelimelerin
Neye yarar kifayetler sensiz ;sözler, şiirler,kelimeler...
Sana düşmeyen sevdalara düşürme beni ah kalbim ...
Üveykler gibi ol! sende ,kanatlan be kalbim...
Benim kalbimsin yine de söküp atamam!
Ben sensiz asla yapamam ah kalbim…

Ne senden gidiyorum,
Ne de sana yürüyorum ah kalbim…
Sensiz çıktığım yollar;
Sana çıkmıyor ah kalbim…
Baktığım pencerelerden süzülüyorum,
Nafile telaşla ömrümü heder ediyorum ah kalbim…
Aynalar bile kar etmiyor yalancı gülüşlerime,
İçimde ne olup bitiyor hepsini Sadece O biliyor.
Sana sönmez ümitler gerek ah kalbim…
Pörsümez sevinçler, diri hayaller…
Bir sevgili koyabilsem içine senin
Ama o ki; O’nunda en çok sevdiği olsun
Herhangi bir kalp değilsin,
Biliyorum ,elbet buraya ait değilsin…
Çok korkuyorum hemde çok ya birgün;
Sende sıradan bir kalp olursun diye ah kalbim…
Hala çocuksun, hala küçüksün ah kalbim...
Atlıkarıncaya sevdalısın ama binince de inmeye razısın
Ne üzerindesin, ne seyrindesin hep gözyaşlarıyla dolusun
Çocuklar gibisin ah kalbim…
Senin titreşmediğin yerde hükmü yok kelimelerin
Neye yarar kifayetler sensiz ;sözler, şiirler,kelimeler...
Sana düşmeyen sevdalara düşürme beni ah kalbim ...
Üveykler gibi ol! sende ,kanatlan be kalbim...
Benim kalbimsin yine de söküp atamam!
Ben sensiz asla yapamam ah kalbim…
Canım Seni İstedi
Gözlerinin kokusunu aldım yine,Ellerimle dokunmak istedim yüreğine.
Sözlerinin rengini gördüm,
Kadeh kadeh üstüneydi bu akşam.
İstanbulun puslu akşamında,
Üşüdüm, içim yanarken.
Ayaklarımın altı bomboştu,
İçerken, canım seni istedi.
Yağmur sağanak değildi, ahmakça,
Yüzümden inerken damlalar.
Özlemek nedeni bu, yaşlanmış hissetmek,
Işıklar sönmek istedi.
Kapandı artık saat çok geç,
Saat sabahın dördü, kaldırımlarda.
Deli olmak varmış gençken.
Canım bu akşam seni istedi.
Delilik ve Aşk

Bir gün Delilik yakın dostlarını kahve içmek üzere evine davet eder.
Herkes gelmiş.Kahveler içildikten sonra Delilik dostlarına saklanbaç oynamayı önermiş.
Saklanbaç mı? Oda nedir? diye sormuş Merak.
-Saklambaç bir oyundur.Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağım.
Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağım kişi benden sonraki ebe olacaktır.
Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmiş.
-1....,2...,3.... diye yüksek sesle saymaya başlamış Delilik.Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini atıvermiş.
Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş.
Neşe, bahçenin orta yerine doğru yönelmiş.
Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş.
Kıskançlık, Başarı'nın peşinden giderek yanı başındaki bir kayanın ardına sığınmış.
Delilik saymayı sürdürmüş...
Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış.
-YÜZ!diye haykırmış Delilik,
Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum.......
İlk sobelenen Merak olmuş.Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormuş ki, saklanmayı ihmal etmiş.
Bahçe duvarına baktığında, Delilik Kararsızlık'ı fark etmiş;üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş ve hemen ardından Neşe'yi, Hüzün'ü,
Utangaçlık'ı sobelemiş.Herkes yeniden bir araya geldiğinde Merak sormuş:
Aşk nerede? Hiç Aşk'ı gören oldu mu?
Delilik Aşk'ı aramaya koyulmuş.
Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşk'ı hiç bir yerde bulamamış.
Çaresiz Arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karşılaşmış.
Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış.
Aniden tiz bir çığlıkla irkilmiş.Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş.
Delilik ne yapacağını bilememiş.Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış Aşk'a kendisini affetmesi için. O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından ayrılmayacağını bile vaat etmiş.Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş.
O günden beri Aşk'ın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)